Çömlek yapmayı başaramayabilirim ama…

Ama dünü güzel bir dövmeye geçirdim:) Fazla zamanım olmadığı için Nokia için yazdığım post’un aynısını aktarıyorum buraya da. Ama fazladan fotoğrafım var bu sefer :)
Kayseri seyirciyi bile yoran maçlara sahne oluyor. Ama maçlara geçmeden önce biraz bölgeden bahsetmek gerek. Dün gündüz zamanımızı değerlendirmek bölgeyi keşfetmeye karar verdik. Daha önce yazdığım gibi Ürgüp’te konaklıyoruz. Bu yüzden sabah ilk rotamız Göreme Açık Hava Müzesi oldu. Eğer hala görmediyseniz, bir an önce biletlerinizi almanızı öneririm. Çünkü o kayaların içine insanların nasıl evler, kiliseler oyduğunu ve kiliseleri nasıl renklendirdiğini görünce şaşkınlık içinde kalıyorsunuz. Türkiye’de biz bu tür yerlere alışığız. Ancak yabancı misafirlerimiz için paha biçilmez bir tecrübe oldu. Sonraki adres ise Mantar Kayalar, yani bilinen klasik adıyla Peri Bacaları oldu. Sonra Avanos’ta bir mağara içinde – sıcak havalarda ilaç gibi geldi – yemek yedik ve Avanos’un meşhur çanak-çömleklerine göz atmaya gittik. Ben de çömlek yapımını denedim. Ve evet doğru tahmin, başarısız oldum. Ama ustalar elime şahane bir çiçek çizdi. En azından akşama kadar doğal dövmem vardı. (Çömlekten önce daha güzel bir balık dövmem vardı, ama çamurları ovalaya ovalaya yıkamam gerekince gitti…)

Maçlara gelince, Angola-Ürdün maçı da çok çekişmeliydi; fakat Sırbistan’la Almanya arasında başka bir şey oldu. Gözünüzü kapatmaya gelmeyen bir maçtı. Üstünlük sürekli el değiştirdi ve zaten iki uzatmaya gitti. Alman seyircisi muhteşemdi. Kayserililer de onların coşkusuna katıldı. Fakat Sırplar bir ekol takımı. Genç olabilirler fakat Türk seyircisinin de oldukça tanıdığı bir takım kadroları var. Fakat Almanya’nın adı pek bilinmeyen oyuncularından oluşan takımı, maçı çok istedi. Her şeyiyle Nowitzki’yi andıran Jagla takımı için savaştıkça, diğer oyuncular da onun gazına geldi. İki uzatmanın sonunda da burun farkıyla kazanan Almanya oldu. Aslında biz maçın Ramazan davulcusunun sesiyle biteceğini sanıyorduk ama… Almanya’nın tek sorunu maçı çok yayarak oynamaları. 24 saniyeyi kullanamıyorlar ve sık sık onlar potaya gitmeden süre bitiyor. Tabii Sırbistan’ın defansı da bunda etkili…
Kısa bir yemek molasından sonra günün diğer çekişmeli maçına geçtik. Ben bir yandan bilgisayar ekranında Rusya-Türkiye mücadelesini, bir yandan Arjantinlilerin coşkusunu izliyordum. Avustralya dağınık oynayan bir takım. Biraz panikliyorlar. Arjantin ise Priggioni’nin maestro gibi yönettiği bir orkestra. Adamlar maçtan kopar gibi yapıp, sonra bir anda geri dönüyorlar. Kısacası sarı-yeşillillerin peşini bir türlü bırakmıyorlar. Scola olağanüstü bir oyuncu. Zaten 31 sayılık da muhteşem bir performansı oldu. Keza Delfino da öyle. Ama bizim seyircimize benzeyen ateşli Arjantinliler o maçın kahramanı. Takım kendini rölantiye aldıkça onlar coştu. Sonuçta da Arjantin maçı son anlarda aldı. Avustralya’yla ilgili bir parantez daha; Okyanusya kıtasının her iki takımı da ekiplerinde kadın bulunduran nadide takımlar. Yeni Zelanda’nın malzemecisi, Avustralya’nın ise masörü kadın. Bu kadar erkek egemen bir ortamda, kesinlikle alkışa değer. Günün diğer maçlarında ise bence büyük bir sürpriz yok. İspanya resmen önceki günün rövanşını Yeni Zelanda karşısında aldı. Türkiye ise iyi gidiyor. Adım adım tırmanacağımıza inanıyorum…