Kasımpaşa sezona nasıl girmişti?

Kasımpaşa’nın bu hafta evinde aldığı ağır Trabzonspor yenilgisi üstüne (7-0), Yılmaz Vural’la sezon başlarken yaptığımız röportajı paylaşmak farz oldu (Boxer dergisi - Eylül 2010). Hocayla bir araya gelmişken milli takım da konuştuk, üç büyükleri de, tokat attığı oyuncuları da, oynadığı reklamları ve aktörlük macerasını da… Bence en önemlisi yabancı teknik adamların iletişim problemi ile ilgili söyledikleriydi ki, bunu sırf futbol değil, bütün sporlar açısından düşünmek mümkün. Dergidee yer probleminden dolayı kesmek zorunda kaldığım bölümleri de ekledim burada. Daha fazla yorum yapmadan, buyrun röportaja.

(Sezon öncesi Sadi Şener’le yaptığımız kısa söyleşiyi de önümüzdeki günlerde paylaşacağım…)

Türkiye’nin en çok takım çalıştıran teknik direktörü: Yılmaz Vural

“İddia ediyorum futbolda benden daha uzman bir kişi daha yok”

Yılmaz Vural bu toprakların yetiştirdiği en iyi antrenörlerden biri. Şu ana kadar 19 takım çalıştırdı ama ne milli takım, ne de dört büyükler bir türlü onun kapısını çalmıyor. Geçen sezon küme düşme riski olan Kasımpaşa’yla 11.liği elde eden hoca, yeni ve genç kadrosundan çok umutlu. Fakat sitemleri büyük.

Röportaj: Pınar İlik

Fotoğraf: Çağrı Kılıççı

Sezonun ilk haftası Gaziantep’ten beraberlikle geri dönerek iyi bir başlangıç yaptınız. Bu sezondan beklentileriniz neler?

Geçen yıldan bu yana imajımız Kasımpaşa takımının futbolun seyredilebilir halini ortaya çıkardığı. Dolayısıyla elindeki imkanlarıyla bunu başarmaya çalışıyor. Geçen sene altı maçta sıfır puandaydı. Bu konumdaki takımlar kaybetmemek için oynar. Biz oyunu çok farklı bir şekilde düşünüp, oynayalım dedik ve sonunda 41 puanla, Türkiye’nin en çok gol atan beşinci takımı olarak ligi 11. sırada tamamladık. Ben transfer dönemi bittiğinde kulübe geldim. 30 yaş grubundan çok deneyimli oyuncular da gelmişti. 2-3 ay top oynamamış, son anda imza atan oyuncuların ve benim adaptasyonum bir süre istiyordu. Bunu kazasız belasız atlattık. Bu yıl geçen seneden kalan 13 kişilik kadroya, 13 kişilik bir katkı oldu. 19-22 yaş grubundan genç oyuncuları dahil ettik. Başarmaya aday bir takımla başladık. İlk Gaziantep deplasmanında oynamamıza rağmen iyi bir futbol oynadık. Rakip takımdan da övgüler aldık. Bu moralle başladık. Futbolda kendi gözlemlerinizle aldığınız oyuncularda çok yanılmak mümkün değil. Yani transferde yüzde 100 buluştuk diyebilirim. Lige hazır, ne yaptığını bilen, elindeki imkanları en üst seviyede kullanmayı başarmış bir durumdayız.

İddialı geliyorsunuz yani?

Olması gerekiyor zaten. Teknik direktörlüğün en zor tarafı oyuncularla bir karakter alışverişi yapmanız lazım. Kazanma hırsı, başarma isteğinizi almanız lazım. Ben bu konuda takımla aramda iyi bir alışveriş olduğunu düşünüyorum. Başarma isteğimiz takım tarafından benimsendi. Futbol maddeyle çok alakalı diye düşünüyor ama iyi araştırır ve çalışırsanız kendi imkanlarınızla başarıya ulaşırsınız.

Stadınız henüz hazır değil. Ne zaman tamamlanacak?

Koşu pistini kaldırarak, stadı biraz çektik. Karşıdan alan açılınca da oraya tribün yaptık. Kapasite de 15 bin kişiye çıkıyor. Balkonlardan sarkan çamaşırlar, çanak antenler gözükürken konsantre olmak çok zordu. Şimdi tam bir stat haline geldi. Türkiye’nin HD kalitesinde yayın yapabilecek en iyi ışıklandırması burada olacak. Zeminin altında ısıtma olacak. Böylece zemin bozulmayacak. İstanbul’a güzel bir tesis kazandırıyoruz. Altıncı haftada Fenerbahçe maçına yetiştirmeye çalışıyoruz ama çimin kaynamasına bağlı. O zamana kadar Beşiktaş’ın yardımıyla İnönü Stadyumu’nda oynayacağız.

Milli Takım’ı çalıştırmak için talip oldunuz. Ne oldu, federasyon mu aramıyor?

Türk antrenörlerin varlığını pek benimsemiyor, kabul etmiyorlar. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Türk antrenörlerini temsilen bu söylemlerimi yaptım. Bir ülke, insanlarıyla uğraşılıyorsa, hele bir de milli lafı varsa, kendi insanını tercih etmeli. Bu kadar duygusal bir ülkenin insanların yalnız işle ikna edilmesi zor. Yabancıların uzmanlığı daha iyidir mantığından hareket ediliyor. Madem uzmanlık söz konusu, iddia ediyorum ki bırakın Türkiye’yi, dünyada benim yaptığım futbol eğitimini almış varsa gelsin. İki üniversite bitirmiş, dünyanın en önemli akademisini bitirmiş, en önemli antrenörlük kurslarını almış başka biri daha varsa, bizde böyle birisi var, ben varım. 26 yıldan beri bu ülkeye hizmet ediyorum. Ülkenin her yerindeki yönetici mantığını, yerel medyayı, oyuncusunu, temsilcisini, futbolun ne olduğunu, organizasyonu daha iyi bilen varsa çıksın söylesin. Türkiye’de bir işe talip olmak bile ayıp karşılanıyor. Mesleğinizle ilgili doğru bulduğunuz şeyleri çıkıp da söylemek lazım. Bu konuda çok taraftar bulamadık. Antrenörler Derneği dahil peşimden gelen olmadı. Köyün delisi olarak tek başıma kaldım. Sustum, seçsinler, alsınlar, zorla güzellik olmaz dedim ben de. Şimdi birisi seçildi. Bu bizim milli takımımız.Bu takımın başarılarıyla çok mutlu, ya da çok mutsuz oluyoruz. Bugünden sonra artık ona destek vereceğiz.

Bir tane hazırlık maçı izledik. Siz Hiddink’in oyun anlayışını nasıl buldunuz?

Avrupalı çok ofensif oynamaz. Çok daha dikkatli oynar. Çok kapanarak oynar, mantığı budur. Türkiye’deki futbol düşüncesi savunmaya yönelik oyundan sonra gol atmaya oynayacak mantığı uygulayamıyor. Başarılı olduğumuz kupalara bakın, hep atak yaparak, rakibin oyununu bozan oyunlar başarılı oldu. Ama yabancı bunu anlayamaz. Türk halkı hep atağı sever. İçinde sabırsızlık vardır. Futbol da yaşamın oyunsallaşması ve bizim karakterimiz de bu. Bu yapıda farklı bir karakteri benimsemeye çalışıyorsunuz. Bir yere gidildiğinde o ülkenin sosyal yapısını bilmek lazım. Benim Türkçe anlatamadığımı yabancı nasıl anlatacak? Oyuncuyla çok özel bir şey konuşmanız gerekiyor, araya tercüman giriyor. Nasıl giz olarak kalacak o zaman? Batılı bir mantıkla gelip anlamadığınız bir insan grubunu yönetemezsiniz. Dünyanın en önemli antrenörleri Löw, Del Bosque, Aragones bu ülkede çok kısa kalıp gittiler. Burada mı unuttular antrenörlüğü? Türk oyuncusunu, yöneticisini, medyasını bilmiyorlar ki. Çok mantıklı olan şeyleri yaptıklarında burada mantıksız gözüküyor. Dilini bilmediğin bir ülkede başarılı olma şansın çok az. İnsan çok duygusal bir varlık. Onun kalbine inip, beynine giremezseniz, uzmanlığınız ne kadar iyi olursa olsun başarılı olamazsınız. Her horoz kendi çöplüğünde öter. Farklı bir çöplükte öten horozu da kimse dinlemez.

Dünya tersine dönse üç büyüklerin sizi almayacağını söylüyorsunuz. Neden?

Biz orada yabancıyız, bir de Türk’ün de yabancısıyız. Bu büyük takımlar yabancı seçmezse kendi içinde yetişmiş arkadaşları seçiyor. Beşiktaş Rıza’yı, Ertuğrul’u, Rasim’i; Fenerbahçe Oğuz’u, Rıdvan’ı, şimdi Aykut’u… Ama dışarıda yetişmiş antrenörü getirmiyor. O yüzden orada bir daha yabancısın. Kendi çocuğu olsun istiyor ve bu arkadaşları da zor duruma düşürüyor. Çünkü oynamakla yaptırmak o kadar farklı ki. Antrenör bana göre olunmaz, doğulur. Çok iyi oyuncu olabilirsiniz ama bakın Maradona tartışılıyor. Dünyanın en iyi oyuncusunu Arjantin Milli Takım’ı bıraktı. Bu kişilikle ilgili bir boyut ve hayat okulunda öğreniliyor. Atatürk lider olmak için okula gitmedi, Allah vergisiydi. Şimdi bakın hala lider arıyoruz. Ben antrenörlüğü bırakacağım adam hala geçmişimi soruyor. İnsanın kendini anlatması da çok saçma. O işte bir yere geldiysen artık anlatmaman lazım. Hep eleştiriyorum ama kendisini bu kadar kritik edeni de adam istemiyor artık. Öyle bir misyon yüklendim ki bana zarar vermeye başladı. Ama bu yoldan vazgeçmeyeceğim. Çok hırsları olan biri değilim ama istiyorum ki kendi işimde örnek bir insan olayım. Tabii bu ülkede idealist olunmuyor.

Lig yeni başladı ama üç büyüklerin durumu geçen sezondan beri ortada. Galatasaray’da hala süren bir düşüş var, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nde hemen kaybetti. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Büyük takımlar ligin ikinci maçı oynanacak hala transfer peşinde koşuyorlar. Nerede eksik var o gün mü görüyorsunuz? Takımı hala tamamlamamalarını akıl almıyor. Çok da büyük paralar ödüyorlar. Hollanda’da bir ay kamp yaptık, futbolun en üst seviyesindeki insanlarıyla konuştuk. Gördük ki Avrupa’da para yok. Bir sürü ünlü kulüp kapanıyor. Biz Malaga’dan oyuncu aldık. Eskiden alamazdık. Bu kadar parasal sıkıntı varken yayıncı kuruluşun parasıyla en gariban takım yılda 25-30 trilyonu alıyor. Ama herkesin bir o kadar borcu var. Varsa nasıl idare ediyorsun? Nereye gitti bu paralar, kime harcadınız, niye? Kimse hesap sormuyor. Yönetme tarzını değiştirmemiz lazımken dernek statüsünde kulüp yönetmeye çalışıyoruz. Bu kadar başı boş bırakılır mı bu kadar önemli rakamların döndüğü yer. Hesap sorulmaz mı? Futbol Federasyonu başkanlarını talihsiz buluyorum. Onları kulüpler seçiyor, onlar da geçici çözümlerle onları memnun etmeye çalışıyor. Bu şekilde proje üretilemez ki. Sana mı düştü diyorlar. Müsaade etsinler de bu ülke futboluna 40 senesini vermiş biri olarak konuşma hakkını bulayım kendimde.

Üç büyüklerden sınırsız oyuncu alma hakkınız olsa, takımınıza kimleri alırdınız?

Antrenörünü dinleyen, yeteneği çok olmasa da grup oyununa adapte olabilecek, karakteri üst seviyede gelişmiş, arkadaşlık, birlikte yaşam, sosyal egosu olan, sabırlı, sporcu ahlakı olan kim varsa onu almak isterdim. Çok önemli başarısı olması önemli değil. Şu andaki takımdaki oyuncular benim için örnek. Ben bu tür oyuncuları seçmeye çalıştım. İnsan karakteri, sporcu karakteri iyi olmazsa olmaz. Arda’yı, Semih’i yakından tanıyorum mesela. Ama her teknik direktörün uygulamak istediği oyun anlayışı var. Sistemi uygulayabilecek oyuncular bulmak önemli. Messi gibi bir oyuncuya sistemimde ihtiyacım yoksa, bir anlamı yok. Futbol kolektif bir oyun.

Bu sene kanalların yorumcu transferleri oyuncu transferlerinden çok konuşuldu. Ahmet Çakar, Reha Muhtar ve Erman Toroğlu’nun programı, ilk günden çok tartışıldı. İzlediniz mi?

Erman da, Ahmet de benim aile arkadaşımdır. Çok büyük bir kanal benden antrenörlüğü bırakarak büyük paralarla yorumcu olmamı istedi. Türkiye’de işini iyi bilen, konuya hakim insan sayısı çok az. Dolayısıyla üç-beş isim üzerinde dolaşılıyor.

Çok ateşli bir antrenör olduğunu biliyoruz. Oyunculara tokat attığınız da oldu. Aranız nasıl onlarla?

En son beş sene olmuştur tokat atmamdan bu yana. 30 senede iki-üç kişiye yaptım. Herkese yapmışım gibi düşünmek yanlış. Ben olaya kendimi çok angaje ediyorum. Hep küme düşmek üzere, durumu kısıtlı takımlara gidiyorum. Gece gündüz çalışıyorsunuz. O ortamda öyle sorumsuzluk yapıyorlar ki, bütün emeğiniz boşa gidiyor. Sizin yaptığınızı insani bulmuyorlar. Peki o insanın yaptıkları insani mi? 46. dakika 2-1 galipken, iki oyuncu atılır mı oyundan? O kadar tembih ediyorsun eksik bırakma diye, laf anlamıyorsan sen de insanlık dışı davranıyorsun. Durup dururken kimse sana tepki koymaz. Milyonlarca insan senden bir şey beklerken nasıl takımı 10 kişi bırakırsın? Ne oldu Fenerbahçe’ye? Kazım, Stoch kırmızı aldılar, uyduruk bir takıma elendiler. Yazık değil mi bu Aziz Yıldırım’a, bu Fenerbahçe’ye, destekçilere. Kimsin sen? Düşme, atma kendini salak gibi yere. Bu adam dövülmez de kim dövülür?

Antalya’nın teknik direktörüyken intihar girişiminiz var. O olay neydi?

Kulübün başkanı benim kardeşim gibiydi. Bana çok büyük bir insani hata yaptı. Küme düşmeyle alakası yok. Hayatınızda çok değer verdiğiniz biri size bir şey yaparsa dokunur. O kadar üzüldüm ki, kendimi öldürmeyi düşündüm. Ben insani ilişkilerde kimseye yanlış yapmıyorum. Orada polis arkadaşlar olup, elimden silahı almasalar kurtulamayacaktım.

Almanya’da öğrenciyken Kemal Sunal’ın “Gurbetçi Şaban” filminde oynadınız. Nasıl oldu?

Oraları çok iyi bilen biri gerekiyordu. Kemal Sunal, Memduh Öğün, Kartal Tibet yapımcı Köln’e geldiler ve film çekeceklerdi. Polisten izin alınacak, figüran bulunacak gibi konular var. Öyle tanıştım. Kemal Ağabey’le samimi olduk. Bir sahne için çağırdı. İstasyonda adres soracak, tarif edeceğiz. Birkaç makara harcadılar 15 saniye çevirebilmek için. 1983 senesiydi. 1990’lı senelerde Kayserispor’da iki oyuncum “Hocam seni filmde gördük” diye geldiler. İnkar ettim. Ama dokuz Oscar almış gibi film sürekli gösterilince inkar edecek yanı kalmadı.

Üzerine bir de reklam filmi oldu.

Evet, Kristal Elma kazandı o da. Bu işin Oscar’ı da o. Ben zaten çocukluğumdan beri tiyatrocu olmak istemiştim.

Tekliflere açıksınız yani?

Şimdi TRT’den bir teklif geldi. Bir dizinin, bir bölümünde rol vermek istemişler. Çok hoşuma gitti senaryo. Bir antrenörü oynayacağım.

Hiç gay futbolcunuz oldu mu? Ya da olsa nasıl bir tepki verirsiniz?

Hiçbir tepki vermem. Onun oyuncu tarafı önemli. Ama çizgi dışı davranıyorsanız tepki görürsünüz. Almanya’dan gelen oyuncularımızın en büyük sıkıntısı saçlarını boyuyor, küpe takıyorlar. Diğerleri de hemen takımdan dışlıyor. Gittiğiniz toplumun beklenti, tarzı, geleneklerine uymazsanız dışlanıyorsunuz. Gay olduğunuzu kimse sormadığına göre işini yap, git. Ama onu araç gibi kullanıp sunmaya çalışırsan, tam tersi çok kazanovaysan olmaz. Aşırı uçlar her meslekte marjinal kalıp, dışlanıyor. Marjinal olmadıktan sonra, devamı önemli değil.

Almanya’dayken çok çapkın olduğunuz söylenir. Yılmaz Vural kadınlara nasıl yaklaşır?

Her erkek karşı cinse ilgi duyar. Ben ama çok iyi diyalog kurarım. Erkeklerle de, kadınlarla da böyle. Kadın arkadaşım çok olmuştur. Onların dertlerini, ne istediklerini, neden mutlu olduklarını çok dinleyince, ben de örnek aldım. İlişki kurmak anlamında hiç sorunum olmadı. Ama çapkın falan değilim.

 

Text posted at 3:03 PM (1 year ago) | Permalink