Ayakkabı bağlama sanatı

 

Sabahları kahve içmeye başladıysam, tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Çayla başlarım güne, kahve keyif içindir. Üstelik sütlü içmeyi de tercih ederim çoğu zaman. Güne filtre kahveyle başlıyorum birkaç gündür ki, bu bir şeylerin yanlış gittiğinin en büyük göstergesi. Daha büyük tehlike kola tüketiminin kontrol edilemediği anda ortaya çıkar bende. Bugün abartıp, aç karnına, koca bir bardak Cola Zero’yu diktim kafaya ki; yok ciddi bir sorun var herhalde…

Sinirli ya da gergin olduğum söylenemez. Kafam çok meşgul de değil. Ama ne uykum geliyor, ne de bir kez yatınca uyanmak istiyorum. Ona rağmen beş saat uykuyla da idare etmeye başladım. Hem de yapacak hiçbir şey yokken.

Yolda yürürken ayakkabı bağcıklarının çözülmesi, kabul edin, en büyük dertlerden biridir. Hele bir de hava yağmurluysa. Neyse ki bugün güneşli. 10 kilometre yürüsem üstümden atamayacağım bir ağırlık var, oysa ki sürekli bağcıklarım çözülüp duruyor, düğüm tutmuyor. Hayat da aslında öyle değil mi; kapatmaya çalıştığın, bağlayıp, düğümleyip raflamak istediklerin, çözülüp, önüne dökülmüyor, ayağına dolanmıyor mu sürekli?

Tam bu düşüncelerle hızlı hızlı yürüyüp, kafamda cümleleri kurarken,keyfimi Ajda Pekkan getirdi. Belki de 10 yıldır hiç dinlemediğim bir parçası karşıladı shuffle’da. 1996 albümünden, “Duy Feryadımı”: “Yer gök dinledi ahımı, duy feryadımı/ Bende akıl kalmadı ki /Aldın aklımı / Birgün şöyle birgün böyle / Şaşırdım kaldım / Ben bu sevdanın uğruna / Kül oldum yandım”

Bu yazı da böyle değildi kafamda örülürken; doğal olarak o da düğümn tutmadı her şey gibi. Zaten çıkamıyorum bu aralar hiçbir işin içinden bir türlü. O zaman en iyisi şöyle bakmak galiba; kendiliğinden çözülene kadar, eğlenceye devam!

Text posted at 3:09 PM (1 year ago) | Permalink