Bir tutulmanın anatomisi

Bahsettiğim ne Stephenie Meyer kitabı, ne bir aşk şapşallığı, ne de başka bir şey… Düpedüz bir boyun tutulması; hem de iki haftadır can acısından delirten bir tutulma.

İlk başladığında sadece başımı sola çevirdikten sonra geri dönüşte zorlanıyordum. Sonra Ankara yolculuğu girdi araya. Geceyi otobüste uyumadan geçirince, eve gidip yastığa başımı koyduktan 15 dakika sonra kıpırdayamadığımı, ya da her kıpırdamaya çalıştığımda çıtırdadığımı fark ettim. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi. Tam geçti derken yeniden kasılmalar, yeniden ağrımalar. Boynum bir çıtlasa rahatlayacak gibi; ya da en iyi koparıp atmak en güzel çözüm sanki…

Ailenin bütün kadınlarında gençliklerinde, çocukluklarında, sobalı evlerde yaşadıkları ve saçlarını her zaman uzattıkları için boyun kireçlenmesi var. Bu yüzden benim de bütün çocukluğum “Kızım saçını iyi kuruttun mu?” sorusuyla geçti. Ben de -kısa bir süre dışında - hep uzun saçlı olduğum için sonbaharla birlikte saçlarımı elektriklenip tepemde saçma bir hal alana kadar kurutmaya alıştım. Bu sene evim yine bir türlü ısınmadı hava ilk soğuduğunda. Gel gör ki benim saçlarım da görece kısa çocukluğumun ve Ankara yıllarımın aksine.

Şimdi resmen kireçlenmenin her türlü belirtisi üstümde.Doktora da gitmiyorum; çünkü biliyorum filmlerle uğraştırdıktan sonra ne diyeceğini; fizik tedavi! O yüzden anneanne yöntemlerinde buldum çözümü; bildiğiniz sofra tuzunu kavuruyorsunuz beş dakika, koyuyorsunuz bez torbaya, yerleştiriyorsunuz tutulan bölgeye. Az çok işe yarıyor. Bilgisayar çağının ağrılı boyunlarına, çare olur belki bu ağrılı tecrübe…

Text posted at 10:44 PM (1 year ago) | Permalink