Fanatik Basket Sayı 8 - Bu Bir Başarı Öyküsü

2000 senesinde kurulan ve Euroleague’deki ilk senesini geçiren Bilbao’nun hikayesi 1-7 Kasım haftasında yayınlandı…
Bu bir başarı öyküsü
2000 senesinde parke zeminde mücadeleye başlayan Bilbao Basket, istikrarlı bir yükselişle 10 sene içinde en alt ligden başladığı serüvenini Avrupa’nın en iyi ligi sayılan ACB’de final oynayarak taçlandırdı. Euroleague vizesiyle birlikte de, müthiş bir taraftar desteğine arkasına aldı ve A grubunun en zorlu deplasmanlarından biri haline geldi. 43 yıl terörle mücadele eden bölgenin medar-ı iftiharı kulübün başarı öyküsü daha çok konuşulacağa benziyor…
ACB Macerası 2003-03’te başladı
Bilbao’nun yegane basketbol takımı Caja Bilbao, 2000 yılında yerini Bilbao Basket’e bıraktı ve basketbol tarihinin belki de en istikrarlı yükselişi, İspanya’nın kuzeydoğusunda başlamış oldu. LEB2, yani İspanya üçüncü liginde mücadeleye başlayan o zamanki adıyla “Club Deportivo Basket Bilbao Berri”, iki sene içinde şampiyon oldu ve LEB’e yükseldi.
Bilbao, iki senelik bir başka geçiş sürecini de LEB’de yaşadı ve 2003-2004 sezonunda, eski Anadolu Efes oyuncusu Brian Howard’lı kadrosuyla, ligi Granada’nın önünde tamamlayarak ACB’ye çıktı. 2004-2005 sezonunda Lagun Aro Bilbao Basket adıyla başladığı ACB mücadelesinin ikinci sezonunda, bir galibiyetle düşme potasından kurtuldu. Isınma periyodundan sonraki sezon ise Javier Salgado, Marko Banic, Martin Rancik, Luke Recker ve Andy Panko’lu kadroyla playoff’un ucundan dönüldü.
İstikrar yükselişi sürdürdü
2007-2008 sezonuyla birlikte yeniden sponsor değişti ve “iurbentia Bilbao Basket” ismiyle hem Kral Kupası’nda çeyrek final, hem de Süper Kupa’da final oynadı. Marcelinho Huertas ve Quincy Lewis’le güçlendirdikleri kadrosuyla, playoff çeyrek finallerinde Barcelona’ya 2-0 ile elendi.
Bir sonraki sezon, tanıdık bir başka yüz, Seibutis’li kadrosuyla Eurocup’ın normal sezonunu namağlup bitirerek, son sekize kaldı. Çeyrek finalde Zadar’ı yendi, ancak yarı finalde BC Khimki’yi geçemedi. Ligde ise ilk kez kaldıkları çeyrek finalde Tau Ceramica’ya elendi.
Barça ile final oynadılar
2009-2010 sezonunda Bizkaia Bilbao adını aldı ve Fotis Katsikaris’in koçluğunda Banic, Alex Mumbru ve Axel Hervelle’li kadrosuyla Eurocup yarı finalinde Alba Berlin’in karşısına çıktı. Bask topraklarındaki Dörtlü Finalde Alba Berlin’e geçildi, ancak Banic Eurocup MVP’si seçildi. O sene Eurocup’ı Nevan Spahija’lı Valencia müzesine götürdü. ACB’de ise Gran Canaria’nın bir galibiyetle arkasında kalıp, playoff göremedi.
Geçen sezon istikrarlı gidişatın meyvesini yedi ve İspanya’da altın sezonunu yaşadı. Normal sezonu altıncı bitirdi ve playoff çeyrek finallerinde Valencia’yı, yarı finalde ise Real Madrid’i geçene kadar hız kesmedi. İlk kez gördükleri finalde, önceki sezon Caja Laboral karşısında kazaya uğrayan Barcelona, bu kez sürprize izin vermedi ve Bilbao’nun momentumunu tersine çevirdi. Yine de bu, 10 sene önce kurulan Bilbao için bir başarı hikayesiydi ve hikayenin sonunda Euroleague vizesi almayı başardılar.
Evlerinde çok daha güçlüler
Euroleague sahnesindeki ilk maçları, ilk haftanın kapanış maçıydı. Avrupa’nın devlerinden Olimpiakos’u 8400 kişinin geldiği Bilbao Arena’da 76-61 mağlup etmeyi başardılar. Galibiyet beklentisiyle değil, bu başarı hikayesine destek vermek için salonu dolduran seyircisi karşısında, tempoyu istedikleri gibi yönetebildiklerinde, içerde maç vermelerinin çok zor olduğunu da gösterdiler. Eski Barcelonalı Grimau, İspanya’nın önemli guardlarından Raul Lopez ve Avrupa’nın en atlet uzunlarından D’Or Fischer’ı bu yaz tranfer ettiler. Uzun süredir takımın formasını giyen Mumbru ve takımın belki de kilit ismi Banic’li kadrolarıyla inatçı bir kimlik oluşturdular.
Evlerindeki baskılı oyunlarının en büyük kanıtı, hem Euroleague’de, hem de son dördün en önemli adayları arasında gösterildikleri ACB’de biri Real Madrid karşısında olmak üzere iki galibiyet çıkarmış olmaları. 10 senelik geçmişine, iki Eurocup F4’ü, bir ACB finali sıkıştıran Bizkaia Bilbao’nun, seyircisiyle birlikte, bu tempoda devam ederse, önümüzdeki birkaç sene içinde Euroleague’in en iddialı takımları arasında yer alması işten bile değil…