Eurovision yolcusu kalmasın!

Eurovision‘a gitmeden önce son konserlerini yarın (22.04.2011) Jolly Joker Balans‘ta verecek olan Yüksek Sadakat‘le geçen ay içinde bir araya gelerek, çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim. Röportajın orjinali Boxer dergisi Nisan sayısında yayınlandı. Yeni sayı yolda olduğuna göre röportajın makas değmemiş halini, bir de buradan paylaşalım:

“Şarkının önüne geçecek bir şov istemiyoruz”

Eurovision’da bu sene temsili, Türk rock müziğinin popüler gruplarından Yüksek Sadakat “Live It Up” parçasıyla gerçekleştireceğiz. Her sene olduğu gibi şarkının İngilizce sözlerinden, melodisine kadar, herkes her şeyi eleştirdi. Biz de grubun dört delikanlısını karşımıza alıp, aklımızdaki sorulara cevap alana kadar sıkıştırdık.

Röportaj: Pınar İlik

Nasıl seçtiniz Eurovision parçasını?

Kutlu Özmakinacı: TRT’nin bir seçici kurulu var. Onlara üç tane şarkı önerisiyle gidiyorsunuz. Onlar, sizin de görüşlerinize değer vererek bir seçim yapıyorlar. Kurulun içinde hem Türkiye’nin ileri gelen müzisyenleri var, hem TRT’nin idari kadrosundan, hem de Eurovision aktivitelerinde yıllardır çalışan insanlar var. Bu şarkı daha çok enerjik, çabuk yakalayan bir parça olduğu için seçildi. Biz de üç parça arasında en çok bunu istiyorduk. TRT’nin Eurovision konusundaki tecrübelerinden çok faydalandık.

Elenen diğer iki parça nasıldı? Yine İngilizce sözler mi vardı?

K.Ö.:Hepsi öyleydi. Onlar da güzeldi ama bu Eurovision formatına daha yakın bulundu.

Neden İngilizce?

K.Ö.: İngilizce yarışan parçalar daha başarılı sonuçlar alıyor. TRT’nin dille ilgili bir dayatması yok. Türkçe de katılabileceğinizi, ama İngilizce’yle daha iyi sonuç alacağınızı söylüyorlar.

Yarı finaldeki rakipler arasında, Türkiye’ye genellikle düşük puan veren ülkeler var. Yarışmanın politik yönünü de düşününce sizin beklentiniz nedir?

Kenan Vural: Biz sürpriz olacağını zannetmiyoruz. Dinlediğimiz parçalara bakınca da, çok zor bir yarı final olacağını düşünmüyorum. Oylama yönü ne kadar etkili olur, bilmiyorum. Netice itibariyle, dış etkenler ne olursa olsun, iyi bir parçayla gittiğinizde öyle büyük sürprizler de olmuyor. Belki sıralamada yeriniz bir iki basamak değişir, o kadar.

K.Ö.: Sonuçta oylama, şarkınızın o 20 ülke arasındaki durumunu da inkar edebilecek haline gelmemiştir diye düşünüyorum. Şarkımızı seviyor ve güveniyoruz. Çok da problem yaşayacağımızı düşünmüyoruz.

Yarışmaya büyük baskıyla gidiliyor. Önceki senelerde katılan sanatçılar son günlerde hastalandılar. Biraz isimleri de eskitildi. Sizin katılırken çekinceleriniz oldu mu?

K.Ö.: Kısmen oldu. Ama bunları düşünerek de karar alamazsınız. Hayatta her şeyi bu kadar hesaplı kitaplı yapamazsınız. İnancınız varsa, onun peşine takılıp yürümenizde fayda var. Daha ön planda gelen değerler de var. Bu ülkeye olan borcumuz var herkes gibi. O borcun bir şekilde ödenmesi için de katılıyoruz. Ayrıca bu, yarışma formatında dünyadaki en büyük müzik organizasyonu. Orada olma fırsatı ve büyük bir deneyim kazanıyorsunuz. Yeni arkadaşlıklar kuruyor, jam session partilere katılıyor, ülkeleri geziyorsunuz. Bu insanın başına hayatta kaç kere gelir? Bunun zevkini çıkarmak gerekli.

K.V.: Uzaktan bakınca, bunu yapmazmışsınız gibi bir his ya da mantık oluyor. Gerçekten bu teklif geldiğinde biz ilk olarak ülkenin temsil görevine layık görüldüğümüzü hissettik. Bu da yaptığınız işle ölçülüyor. Müziğimizle var olmaya çabalarken, bu onun iyi bir göstergesi. Bu teklif geldiğinde yaptığınız işle de övünüyorsunuz. Bunca yıllık emeğin bir yere geldiğini görüyoruz. Çağrıldığınızda bunu reddetmek de mümkün değil.

TRT uzun süredir eleme yapmıyor. Elemelerin Türk müziğini geliştirdiğini iddia edenler var. Yapılan son eleme de, Athena’nın parçaları arasındaki halk oylamasıydı. Halkın sözüne değer verilmiyor mu?

Serkan Özgen: Son 10 seneye bakınca Türkiye’nin çok ciddi bir başarı aldığını görebiliyoruz. Büyük bir ivme yakalandı. Bunun nedeni tabii ki sanatçıların parçalarının güzelliği; ama asıl TRT’nin nokta atışı gibi sanatçıya teklif götürmesi. Eskisi gibi oylama yapıldığında -  o da güzeldi ama – profesyonel katılım çok az oluyor. Sipariş verdiğinde yakaladığı başarıyı gördüğü için TRT bundan vazgeçmek istemiyor.

K.Ö.: TRT başarılı olmak istediği için de böyle yapıyor. Bu başarının Türk halkına da iyi geldiğini düşünüyor bence. Diğer türlü kesinlikle başarı çıtası düşecektir. Müzikalite ve temsil kabiliyetine de bakıyorlar. Seçimi halka bıraktığınızda bu düşecektir. Bugün ne Athena, ne Manga, ne Yüksek Sadakat, Türkiye’nin geneline hitap edecek bir müzik yapmıyor. Bunu seçmeye çalışsanız, yarışmaya çok farklı şeyler gider ve düşük derece geldiğinde de halk yine “Bu niye böyle oldu?” der.

K.V.: Katılımın çok yüksek olması ve onu ayıklamak da çok uzun sürüyor. Çok da amatör eserler geliyor.


Geçen sene Manga büyük bir sahne şovuyla yarışmaya katıldı ama birinci Almanya’nın da hiç şovu yoktu. Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?

S.Ö.: Almanya’da back vokalistler bile gözükmüyordu. O tamamen kızın şirinliği, kullandığı aksanıyla, sadeliği, mimikleriyle, onun üzerinden kurulmuş bir paketti. Arkaya ekstra bir şov koysalardı kıza olan fokusu bozacaklardı.

K.Ö.: Başka bir zamanda Lena o şarkı ve o yerleşmeyle kazanamazdı. Ama geçen sene Almanya’nın yarışmayı kazanması gerekiyordu ve bu desteklendi. Çünkü eğer kazanmasa Almanya bir daha yarışmaya katılmayacaktı. Eurovision çevrelerince de bu zaten biliniyordu.

K.V.: Sahnede en fazla altı kişi olabiliyorsunuz. Biz zaten beş kişiyiz. Sadece bu işi hazırlayacak kreatif ekiple düşüncelerimizi paylaşarak, bir şov hazırlayacağız. Biz rock grubuyuz ve oradaki 72 kameraya göre nasıl hareket edeceğimiz çalışılacak. Yarışmadan önce 10 gün zaten sadece sahne provasıyla geçiyor. Şarkının önüne geçecek bir şov arzu etmiyoruz.

Yüksek Sadakat’in sahnesi eğlencelidir. Fakat tanıtımda fazla mı tutuktunuz?

S.Ö.: Orada da pek çok kamera var ama rejinin sizi nasıl göstereceği çok önemli. Biz performans grubuyuz. Orada tutuk olduğumuza katılmıyorum ama çekim biraz öyle gösteriyor.

K.Ö: Tanıtım işinin içinde televizyon prodüksiyonu yoktu. Sadece şarkının ne olduğunu gösteriyor. Klipte zaten ne olduğunu göreceksiniz. Işık, sahne, hiçbir şey yoktu.

Alpay Şalt: Adamlar parçayı bile ilk defa duydular, zaten öyle bir hazırlık yapmaları da mümkün değil.

K.Ö.: Aslında bu Türkiye’nin eksikliği. Diğer ülkelerin finalistleri yarışarak geldikleri için, prodüksiyonla geliyorlar. Bizim o çekimimiz anında Youtube’a, Türkiye’nin parçası olarak düşünce, iyi bir izlenim olmuyor.

Parçanın hep aynı tempoda gittiğine, hiç patlamadığını iddia edenler var…

K.Ö.: Öyle değil, bilmiyorlar herhalde. Verse’ten nakarata şarkı bir patlıyor, nakaratta da tekrar patlıyor.

K.V.:Bu senenin parçaları arasında, başladığı anda tokat atan parça duymadım. Bizim şarkının en kuvvetli olduğu nokta girer girmez tempoyu vermesi. Hele ki slow parçaların arkasından çıkarsa kendini çok sivriltecek. Biz yazılan her şeyi denedik, ama şarkının üç dakika sınırlaması var. Onu en iyi ifade etmek için saniye saniye, nakış gibi işledik. Hiçbir şey tesadüfi değil.

Peki darbuka zorunlu mu? Her sene mutlaka duyuyoruz…

K.Ö: Aslında hiçbir etnik enstrüman zorunlu değil ama arzu ediliyor. Genelde darbuka oluyor, çünkü bizim en temel vurmalı çalgılarımız darbuka, bendir ve tef. Bendir ve tef de var ama daha az duyuluyor. Şarkı enerjikse enstrümanlarınız sınırlı. Dik enstrüman zurna var bir tane, o da oraya uymayınca perküsyon kullanıyorsunuz.

S.Ö.:Bizim albümlerimizde de, Türk matiflerinin küçük bir lezzet şeklinde parçalarının içinde görürsünüz. Yani kendi açımızdan bize yakışmayan bir durum da yok. Biz zaten bunları kullanmayı seviyoruz. TRT de onların üstüne çok da gitmeyin diye açıkça söyledi. Bu bizim kendi tasarrufumuz.

Klavyenin çok ön planda olduğunu düşünenler de var…

S.Ö.: Şarkının içinde belli yıllara göndermeler var. Klavye çok basit, ama çok yakalayan bir melodi çalıyor. Parçayı davulun ritmiyle birlikte disko tarafına götürüyor. Gitarlar, alt yapılar çok sert; o da işin rock yanını sahipleniyor. Ortada disko rock bir tını var ve bu güzel bir avantaj. Aynı kayıtlı şarkıyı başkasına versen, tamamen farklı mixler. Bu bizim zevkimizdi. Kaldı ki bize çok profesyonel isimler de yardım etti. Çok ciddi bir ekip çalışması oldu.

TRT’nin bu işe ayırdığı bütçe nedir?

K.Ö: Şarkının oluşması, kaydı, prodüksiyonu, kostüm, yolculuk, sahne diye pek çok kalem var ve bununla ilgili siz bir bütçe sunuyorsunuz. Onlar bazılarını kesiyor, bakıyor, orta yolu buluyorsunuz.

Yarışmadan hemen önce üçüncü albüm üzerinde çalışıyordunuz. O ne oldu?

K.Ö.: Albüm bitti, bekliyor. Ancak 2011 sonbaharını bulur. Dönünce tekrar promosyona girmeyiz.

Text posted at 5:36 PM (1 year ago) | Permalink