Cranberries rüzgar gibi geçti

The Cranberries… Ortaokul-lise sıralarında birinin gitar çalması, sesi en güzel kızın da Zombie söylemesi… Herhalde bizim kuşakta bu bir tek bizim okulda yaşanmamıştır. Ama en goygoycu sınıflardan birinde olduğum düşünülünce, parçayı o sıralarda en çok dinleyenlerden biri olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle Bury the Hatchet albümünün ilk single’ı Promises yayınlandığında klibi izleyip evde deliler gibi tepindiğim, albüm Ankara’ya gelsin diye dört gözle beklediğim düşünülünce The Cranberries konseri için bir ilk gençlik hayaliydi demek mümkün.

Hep biraz soğuk, biraz mesafeli bulduğum Dolores O’riordan’ın sesinden canlı canlı büyük bir çoğunluğunu ezbere bildiğim parçaları dinleyecek olmak… yüklemsiz bıraktı cümlelerimi… İşte bu yüzden 22 Temmuz’da Küçükçiftlik Park’ta olmak benim için müthiş keyifliydi.

The Cranberries yedi yıl aradan sonra bir araya gelerek turneye çıktı. Turnenin iki ayağı da Unilife organizasyonuyla Türkiye’de oldu (İstanbul ve Çeşme). İstanbul’da 10 bin kişinin katıldığı konserden biraz bahsetmek gerekirse; soğuk bir güzelliği olan grubun solisti, muhteşem sesli Dolores O’Riorden o gün sahnede o soğuk İrlandalı’yı evde bırakmıştı. Oldukça sempatik, seyirciyle konuşmayı seven, sahnede bir oraya bir buraya zıplayan, çılgın danslar eden bir kadın gelmişti onun yerine. Danslarını Huysuz Virjin’e, Yıldız Tilbe’ye benzetenler oldu. Olabilir, ama bence çok sempatikti. Sesi inip çıktıkça, o da ordan buraya zıpladı. Sahnede bulunduğu süre boyunca ne kadar eğlenceli bir anne olduğunu düşünüp durdum. Niye aklıma böyle bir şey takıldı bilmiyorum ama enerjisi bana o hissi verdi.

Orkestraya gelince; Dolores benim için o kadar ön plandaydı ki, grubun diğer elemanları konusunda açıkçası pek de fikrim yok. Haftaiçi olmasına, çok yorgun olmama rağmen, konser hiç bitmesin istedim. Ama her güzel şey gibi sonu vardı…

Organizasyonel anlamda konsere bakmak gerekirse; bence ön grup olarak Malt son derece yanlış bir tercihti. Zaten ses ayarlarından dolayı baslar vokali tamamen bastırıyor, ortada bir dengesizlik oluşturuyordu. Parçalarının sözlerini geçtim, ne olduğunu bilen bile çok az kişi vardı. En azından sahne önünden istedikleri etkileşimi alamadıkları kesin. Her Unilife organizasyonunda olduğu gibi onun dışında da pek çok aksilik vardı. Bir defa kapının önünde oluşan kuyruğu çözmenin eminim başka bir yolu vardır. Ben basın girişiyle girdiğim için oradaki sıkıntıya sadece uzaktan tanık olabildim. Sırada saatlerini geçirenler için geçmiş olsun demekten başka çare yok. Küçükçiftlik Park iyi bir konser alanı değil. Girişi de, çıkışı da problem. Alanı pek sevdiğim söylenemez.

Bir diğer sorun ise fiyatlardı. Geçen sene Katy Perry, bu sene David Guetta konserinde aynısına tanık olmuş, söylenip durmuştum. Küçük bira -hem de daha ön grup sahneye çıkmadan önce bile sıcacık olan- (bildiğin Efes’in en minik kutuları) 10 TL, 33 cl’lik sular 5 TL, votka ve viski de 20 TL’ydi. İnsanlarla kafa mı buluyorlar anlamıyorum. Biletlerden yeterince kazanıyor olmaları gerekiyor. Çünkü Unilife hep büyük organizasyonlar yapıyor, dev isimler getiriyor. Kısacası o konserlerin boş geçme ihtimali yok. Peki bu fahiş fiyatlar neden? Her organizasyonlarında lanet okuyup bir daha gitmeyeceğimi söylüyorum ama yine kaçırılmayacak bir isimle sözümden döndürüyorlar. Sırada ekimdeki Scorpions konseri var. Bakalım orada neler olacak…

Text posted at 12:12 AM (1 year ago) | Permalink