Martı Gövö…

Martılar, İstanbul’un en güzel yanlarından biri. Kendi evime ilk çıktığımda sabaha kadar çatıdan bağıran martılar başta biraz huzursuz etse de, apartmana girdiğinde biraz korkutsa da her zaman sevdiğim hayvanlar arasında yer aldı. Bu şehirdeki ikinci evimdeyim, yine en üst katta, terastayım. Ama daha önce çatıdan balkonuma iniş yaptıklarına hiç tanık olmamıştım. Ta ki dün sabaha kadar…

Dün işe gecikmiş, paldır küldür dışarı çıkmak üzereyken balkondan bir ses duydum. Aslında duyduğum karşı apartmandaki tadilatın sesiymiş. Nedir diye baktığımda gördüğüm martı önce çok şaşırttı. Bir iki sesledim, uçsun gitsin diye bekledim. O sadece bir köşeden diğerine yürüdü. Ne olduğunu anlamak için ürkek adımlarla balkona adım attığımda ise o benden daha çok ürktü, kanatlanmaya kalktı… İşte o zaman gördüm; tek kanadı kırılmıştı.

Önce ne yapacağımı bilemez halde oradan oraya koşturdum. Annemi aradığımda apartmanımızda veteriner olduğunu hatırlattı. Koşarak gittim evine, klinikteydi. Aradım, en az bir saat beklemem gerektiğini söyledi. Yapacak bir şey yoktu. Zaten çok korkmuş ve tünemekten başka bir şey yapamayan martıyı su ve ekmekle gölge bir köşede baş başa bıraktım.

Akşam çok zor oldu. Ya göze alıp, başarıp, korkulukların üstünden uçmayı deneseydi… Yere çakılmaktan başka şansı yoktu. Neyse ki eve geldiğimizde -ki tek başıma gelmem imkansızdı- hala duruyordu. Ekmeklerin bir kısmını yemiş, suyun ne kadarını içmiş bilmiyorum. Veteriner komşularım akşam geldiler. Üç kişi balkonda önce korkan Gövö’yü -artık adı Gövö olmuştu, Kanat Atkaya’nın seneler önce komşusu olan martı Gövö ve Gövögillere istinaden- yakaladılar, baktılar… Durum kötüydü; sağ kanadında parçalı kırık vardı. İnsanın omzuna denk gelen yerden kolunun çıktığını düşünün -ya da düşünmeyin, ben hala titriyorum görüntüyü hatırladıkça-, işte öyle…

Önce bandajlamayı denediler kırık kanadı, bandaj tutmadı. Sonra bantlamaya karar verildi. En azından sabit duracaktı. Sonra da gerekiyorsa tüyleri kesilecekti, nasıl olsa uzayacak tüyler tekrar… Bu arada canı çok yanıyor, gıkını çıkarmıyordu artık alışmaya başladığım Gövö. Acıdan ayağını ağzına aldığı da gelen haberler arasında. Muhtemelen kanat ciğerlere battığı için ağzından gelen birkaç damla kan da…

Gövö ya da Martıcan, belki de Jonathan bantlandıktan sonra nasıl besleyeceğim, vitaminleri bilgileri alındı. Ben tatildeyken beslemesi için arkadaşlar ayarlandı, o mutlu biz mesut uykuya gidildi. Artık o benim ev arkadaşım olacaktı, birbirimize bakacaktık. İkimizin de kanatları kırık, karşılıklı sohbet edecektik belki de…(“Sen zaten topal bir martı, sarhoş bir balığım ben de”) Bir daha uçma ihtimali çok çok düşük, muhtemelen hayatına aç kalmaması, yalnız kalmaması için iyileştikten sonra Kumkapı’da balıkçıların yanındaki yerini alacaktı Gövö. Üstelik ne zamandır beslemek için kuş almayı düşünürken gelmişti. Biraz büyüktü ama olsun alışılırdı, ne var ki…

Sabah gözümü açtığımda ilk üç kelimem arasındaydı Gövö. Huzursuz bir uykusuzluğun sonunda, saat daha 07:30… Ve gece tünemiş olarak bıraktığımız Gövö artık yok… Yani sadece bedeni balkonda kalmış, kendisi uçup gitmişti.

Şimdi bir kolinin içinde eve gitmemi bekliyor Gövö. Sonrası hala meçhul. Toprak alan yok mahallede, olsa da benim elleme ihtimalim yok.

Fonda Ezginin Günlüğü - Sarhoş Balık ile Topal Martı ve buruk geçen bir gün. Arkasından yağan yağmura inanıyorum, en azından artık acı çekmiyor. Uçabileceği bir yerlerde ve yalnız değil…

*Fotoğrafta gördüğünüz Cenk Akyol çekiminde Sheraton Ataköy’ün havuzunu serinlemek için kullanırken görüntülediğimiz martılardan biri. Foto: Fırat Coşkun

Text posted at 5:17 PM (1 year ago) | Permalink